« Önceki |

7/5/2007

SOBELENDİM...

İlk kez bir arkadaşım beni sobeliyor benimdunyam80 arkadaşıma en baştan teşekkür etmek ve sorularına elimden geldiğince cevap vermek istiyorum.

 

Dogum yerin? Haskovo , BULGARİSTAN

Takma adin? Hayriş bazen de Hayroş diyenler oluyor.Eskiden Viki derlerdi
Oturdugun yer? İstanbul

Meslek? Muhasebecilik yapıyorum (ama Borsa ve Sigortacılık okullarını da bitirdim  )
Kackardessin? 2 Kardeşiz, bir abim var.
Sevdigin sayi? Aslında hiç düşünmedim ama bir yerde burcumun uğurlu sayısının 9 olduğunu okumuştum J ( koç burcuyum bu arada )

Nasil bir kisiliginvar? Sicak kanliyim, çok duygusalım ,sulu gözlüyüm, bazen çok inatçı olabiliyorum, yardımseverim, verdiğim sözü tutarım, cana yakınım,hep iyilerini yazacak değiliz ya bazen de sinirli olabiliyorum J  

Hobileriniz? Resim çizmek, yeni yeni goblen işlemek ( daha çok yolun başındayım )yemek yapmak, Blogum, şiir yazmak ( aklıma gelmişken ben neden bloguma hiç yazdığım şiirlerden koymadım L ) Bilgisayarımdaki şarkıları dinlemek ( fal aramızda gelmiş geçmiş tüm güzel şarkılar neredeyse var ) , kızıma her gün masal anlatmak J

Canin SIKKIN oldumu ne yaparsin? Sevdiğim ve güvendiğim arkadaşımla canımı sıkan olay hakkında konuşurum , kendimi çok kötü hissedersem de göz yaşlarıma engel olamam

Müziktarzin´? Aslında asla dinlemem dediğim şarkılar şimdi yaşımın ilerlemesi ile sanırım en sevdiklerim oldu.Ama en çok ta slow , hafif çok fazla hareketli olmayan parçaları seviyorum yerli veya yabancı olması fark etmiyor,yeni yeni de türk sanat müziği dinliyorum, kısacası klasikleşmiş eski şarkıları seviyorum.

En sevdiginyemek? En çok sitemde de tarifini verdiğim sini mantısını ve patates musakkayı seviyorum.( yemekleri ne olursa olsun sıcak yiyemem )

Sevdigin tatli cesidi? Çikolatalı pasta, ekler, profiterol,pastanedeki meyveli tartoletler…

Sevdigin icecek? Coca Cola , fanta, şeftali suyu, bir de ev yapımı kompostolardan çilek, kiraz ve böğürtlene bayılıyorum.

Sevdigin meyva? Kiraz, karpuz, muz, çilek, böğürtlen,erik  aslında tüm meyveleri severim…

Sevdigin sebze? Domates…olmazsa olmazımdır o olmadan yemek yiyemem desem yeridir.

Sevdigin renk? Krem rengi, kahve, bordo...
Alisverisi severmisin? Pek fazla sevmem, yanımda eşlik edecek biri varsa severim ama tek başıma dışarıya çıkmayı hiç sevmiyorum, ayrıca çok zor beğenirim hep kararsız kalırım.

Sevrek giydigin giysi? Kot pantolon, deri montum.

En sevdigin hayvan? Muhabbet kuşum vardı bir zamanlar ben evlenince ailem onu satmış, bir hafta kadar önce evde balıklarım vardı hediye gelen 2 balık hastalıklı çıktı ve benim balıklarımın da ölümüne neden olunca şimdi hayvanları sevmememye başladım çünkü yoklukları insanı üzüyor... fakat köpekleri hiç sevmem çünkü çok fazla korkarım.
Sigara iciyormusun? Hayır…Hiç denemedim…

Hic ölmek istermiydin? Eskiden evet, ama kızım olduktan sonra korkar oldum, bir hafta kadar önce de sevdiğim birini kaybettim daha çok gençti,bekardı onun ölümü beni çok fazla etkiledi sanırım eskisinden daha çok korkmaya başladım ölümden ,çünkü bu hayattan sonraki belirsizlikler beni korkutuyor, ama en çok ta kızımın bana ihtiyacı olduğunu bilmek beni ölümden korkutuyor o okulunu bitirse, iş hayatına atılsa ve iyi bir evlilik yapsa sanırım o zaman korkmam en azımdan gözüm arkada kalmaz.

Evet ise neden? Cevapladim...

Herseyi acelemi yaparsin? Evet aklımda duracağına bitmiş olmasını isterim çünkü daha sonra mutlaka başka işler giriyor araya.

Tv de hangi maclari seyrediyorsun ? Maç izlemem ama eşimden dolayı bazen o izlerken kulak misafiri oluyorum.

Tv de hangi dizileri kacirmiyorsun? Sıla, yaprak dökümü, hatırla sevgili ama kaçırdığım bölümleri mutlaka oluyor.

En son okudugun kitap? En son muhasabe denetimi ve mali analiz kitabını okumuştum , o da mecburiyetten sınava girecektim J neyseki artık okul bitti.

En sevdigin ay? Aslında önemli değil çünkü hep işteyim hiç tatilim yok, ama yazı diğer aylara göre daha çok seviyorum.
Haftada en sevdigin gün? C.tesi saat 12:30 ‘dan sonrasını iş paydos saati J

En cok kalbini kiran sey nedir´? İftira,yalancilik, iki yüzlülük, arkamdan iş çevirilmesi.

Cincik boncuk seviyormusun? Evlenmeden önce takardım ama şimdi çok nadir, takılarım da hep bana aittir evlenmeden önce komşum kolye yapar ben de ona yardım ederdim birer tane de kendime yapardım.

Eglenceli yerlere gitmeyi severmisin? Eskiden severdim ailecek diskoya giderdik bazen de sınav streslerini unutmak için yemeye çıkardık ama artık her şey çok değişti eskisi gibi sevmiyorum, kanım eskisi gibi kıpır kıpır değil sanırım J

En sevdigin CICEK? Gül, karanfil, lale ve sümbülü çok severim bahçemizde çok var ve yazın inanılmaz güzel görünüyorlar.

 

Cevapları  yazarken dikkatimi çeken bir şey oldu benimdunyam80 arkadaşım ile o kadar ortak noktam varmış ki aynı cevapları yazmamak için elimden geleni yapmaya çalıştım J

 

 Ben feden. filizinmutfagi. , susuzsuzi. , meeluu./ arkadaşlarımı sobelemek istiyorum

 

KOLAY GELSiN....

4/11/2006

ÖĞRETMEN

NOT : Her okuduğumda ağladığım bir yazı

Öğretmenin adı bayan Thompson'du ve 5.sınıf öğrencilerinin
önünde ayakta durduğu ilk gün onlara bir yalan söyledi. Çoğu
öğretmen gibi, onlara baktı ve hepsini aynı derecede
sevdiğini söyledi. Bu mümkün değildi, çünkü orada en önde,
sırasına adeta çökmüş gibi oturan küçük bir öğrenci vardı.

Adı Teddy Stoddard. Bir önceki yıl, bayan Thompson,
Teddy'i gözlemiş, onun diğer çocuklarla oynayamadığını;
giysilerinin kirli ve kendinin de hep banyo yapması gereken
bir halde olduğunu görmüştü ve Teddy mutsuz da olabilirdi.

Çalıştığı okulda bayan Thompson, her öğrencinin geçmişteki
kayıtlarını incelemekle de görevlendirilmişti ve Teddy'nin
bilgilerini en sona bırakmıştı. Onun dosyasını incelediğinde
şaşırdı. Çünkü; birinci sınıf öğretmeni:
"Teddy zeki bir çocuk ve her an gülmeye hazır.
Ödevlerini düzenli olarak yapıyor ve çok iyi huylu...
Ve arkadaşları onunla olmaktan mutlu..." diye yazmıştı.

İkinci sınıf öğretmeni:
"Mükemmel bir öğrenci, arkadaşları tarafından sevilen,
fakat evde annesinin amansız hastalığı onu üzüyor ve
sanırım evdeki yaşamı çok zor.." diyordu.

Üçüncü sınıf öğretmeni:
"Annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Babası ona
yeterince ilgi gösteremiyor ve eğer birşeyler yapılmazsa
evdeki olumsuz yaşam onu etkileyecek.“ diye yazmıştı.

Dördüncü sınıf öğretmenine gelince:
"Teddy içine kapanık ve okula hiç ilgi göstermiyor,
hiç arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor." demişti.

Şimdi bayan Thompson sorunu çözmüştü ve kendinden
utanıyordu. Öğrenciler ona güzel kağıtlara sarılmış süslü
kurdelerele paketlenmiş yeni yıl hediyeleri getirdiğinde
kendini daha da kötü hissetti. Çünkü Teddy'nin armağanı
kaba kahverengi bir kese kağıdına beceriksizce sarılmıştı.
Bunu diğer öğrencilerin önünde açmak ona çok acı verdi.

Bazıları, paketten çıkan sahte taşlardan yapılmış,
birkaç taşı düşmüş bileziği ve üçte biri dolu parfüm şişesini
görünce gülmeye başladılar, fakat öğretmen, bileziğin
ne kadar zarif olduğunu söyleyerek ve parfümden de birkaç
damlayı bileğine damlatarak onların bu gülmelerini bastırdı.

O gün okuldan sonra Teddy öğretmenin yanına gelerek;
"Bayan Thompson, bugün hep annem gibi koktunuz" dedi.

Çocuklar gittikten sonra öğretmen yaklaşık bir saat kadar
ağladı. O günden sonra da çocuklara okuma, yazma,
matematik öğretmekten vaz geçerek onları
eğitmeye başladı. Teddy'ye özel bir ilgi gösterdi.
Onunla çalışırken zekasının tekrar canlandığını hissetti.
Ona cesaret verdikçe çocuk gelişiyordu. Yılın sonuna dek,
Teddy sınıfın en çalışkan öğrencilerinden biri olmuştu.

Öğretmenin, hepinizi aynı derecede seviyorum yalanına
karşın Teddy, onun en sevdiği öğrenci olmuştu.

Bir yıl sonra, kapısının altında bir not buldu. Teddy'dendi.
Tüm yaşantısındaki en iyi öğretmenin kendisi olduğunu
yazıyordu. Ondan yeni bir not alana kadar 6 yıl geçti.
Notunda liseyi bitirdiğini ve sınıfındaki üçüncü en iyi öğrenci
olduğunu ve bayan Thompson'un halâ hayatında gördüğü
en iyi öğretmen olduğunu yazıyordu. Dört yıl sonra, bir mektup
daha aldı Teddy'den. O arada zamanın onun için zor olduğunu
çünkü üniversitede okuduğunu ve çok iyi dereceyle mezun
olmak için çok çaba sarfetmesi gerektiğini yazıyordu. Ve
bayan Thompson halâ onun hayatında tanıdığı en iyi öğretmendi.
Daha sonra dört yıl daha geçti ve bir mektup daha geldi.
Çok iyi bir dereceyle üniversiteden mezun olduğunu ama daha
ileriye gitmek istediğini yazıyordu. Ve halâ bayan Thompson
onun tanıdığı ve en çok sevdiği öğretmendi.
Bu kez mektubun altındaki imza biraz daha uzundu.
Theodore F.Stoddard Tıp Doktoru.

Bu hikaye burda bitmedi. İlkbaharda bir mektup daha aldı
bayan Thompson. Teddy hayatının kızıyla tanıştığını
ve evleneceğini yazmıştı. Babasının birkaç yıl önce öldüğünü,
bayan Thompson'un düğünde damadın anne ve babası için ayrılan
yere oturup oturamayacağını soruyordu. Tabii ki oturabilirdi.

Tahmin edin ne oldu?
Bayan Thompson törene giderken özenle sakladığı
birkaç taşı düşmüş olan o bileziği taktı,
Teddy'nin ona verdiği ve annesi gibi koktuğunu
söylediği parfümden sürmeyi de ihmal etmedi.

Birbirlerini sevgiyle kucaklarlarken, Teddy, onun kulağına
"Bana inandığınız için çok teşekkürler bayan Thompson,
kendimi önemli hissetmemi sağladığınız için ve beni
böyle değiştirdiğiniz için de..." diye fısıldadı.

Bayan Thompson gözünde yaşlarla ona karşılık verdi:
"Yanılıyorsun Teddy... Ben değil, sen bana öğrettin.

Seninle karşılaşıncaya kadar
ben öğretmenliği bilmiyormuşum..!"


4/11/2006

TUZLU KAHVE

Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika birşeydi. O gün peşinde o kadar
delikanlı vardı ki... Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti.
Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı ama tam bir
kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular.
Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu.
Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı...

“Ben artık gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.

“Bana biraz tuz getirir misiniz” dedi. “Kahveme koymak için.”

Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz! Delikanlı
kıpkırmızı oldu utançtan ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı.

Kız, merakla “Garip bir ağız tadınız var.” dedi.. Delikanlı anlattı: “Çocukken
deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım.
Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.
Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı
dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu
ailemi hatırlıyorum... Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.
Onları ve evimi öyle özlüyorum ki...”

Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının... Kız dinlediklerinden
çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar
özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini
arayan, evini sakınan biri... Ev duyusu olan biri... Kız da konuşmaya
başladı. Onun da evi uzaklardaydı. Çocukluğu gibi...

O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu... Tatlı ve sıcak.
Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii...
Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses,
prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses
ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu...
Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü...

40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. “Ölümümden sonra aç” diye
bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Şöyle diyordu, satırlarında: “Sevgilim,
bir tanem. Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum
için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.

İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki,
şeker diyecekken ‘Tuz’ çıktı ağzımdan. Sen ve herkes bana bakarken,
değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim
ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı
defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim.
Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok...

İşte gerçek: Ben tuzlu kahve sevmem! O garip ve rezil bir tat.
Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim.
Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın
en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum.
Dünyaya bir daha gelsem, herşeyi yeniden yaşamak, seni yeniden
tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim,
ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da...”

Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında
birgün biri, kadına “Tuzlu kahve nasıl bir şey?” diye soracak oldu..

Gözleri nemlendi kadının...
Çok tatlı!.. dedi...

4/11/2006

GÖRMESİNİ BİLEN GÖZLER

Küçük kız, kendini bildiği günden beri annesinden
büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle,
pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı.
Ona göre; nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik
yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler
değişti. Arkadaşları onun hiç de güzel olmadığını, hatta
çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. Küçük kız, ilk
önceleri onlara inanmadı çünkü herkes birbirini
kıskanıyordu. Ama bir kaç yılda gerçeklerle yüzleşti.
Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu
bir cilde sahipti. "Badem" dediği gözleri ise şaşıydı.
Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki, annesi
onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.

Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete
dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne
bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen
düzelmiyordu. Genç kız, doktorların gizlice yaptığı
konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü
ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven
annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye
karar verdi. Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu
söyleyerek ondan önce davrandı ve kazandığı paraları
bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti.
Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla
baş başaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu.
Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı.
Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını
söyleyerek kızı ameliyat ettiler.

Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten
korkuyordu. Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye
yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında,
müthiş bir çığlık attı. Karşısında bir dünya güzeli vardı.

Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü. Yüzündeki
bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan
burnu düzelmis, kepçe kulakları normale dönmüş ve
yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu.
Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak:
"Sanki yeniden dünyaya geldim!" dedi. "Yüzümde hiçbir
çirkinlik kalmamış, estetik ameliyatı siz mi yaptınız?"
Yaşlı doktor: "Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!."
diye gülümsedi. Annenin bağışladığı gözleri
taktık. Sen, onun gözünden gördün kendini!."

9/10/2006

UFAKLIKLAR DÖKTÜRMÜŞ..

 KİMİNLE EVLENECEGİNİZE NASIL KARAR VERİRSİNİZ?

"Buna biz karar veremeyiz, Tanrı bunları önceden ayarlamıştır. Biz de kime

takılacaksak, bir gün yolda yürürken karşımıza çıkar." Zeynep, 10 yaşında.


- EVLENMEK İÇİN EN UYGUN YAŞ KAÇ OLMALI?


"Yaşla ilgisi yok, evlenmek için aptal olmak yeter"

Ali, 6 yaşında (bizden akıllı)

- ANNENLE BABANIN ORTAK YÖNÜ NEDİR?

"İkisi de, baska çocuk istemez." Selin, 8 yaşında.

- BIR KIZLA BIR ERKEK ÇIKTIKLARI ZAMAN NELER YAPARLAR?

"Biriyle çıkmak çok eğlenceli.. Aslında yeterince sabırla
dinleyebilirseniz, erkekler bazen güzel konuşuyorlar." Gamze, 8
yaşında. (gerçekten 8 mi dersiniz?)
"İlk randevuda birbirlerine yalan söylerler. Ama bu yalanlar ikinci kez
buluşmak isteyecek kadar ilginç olmalı" Metin, 10 yaşında (sizce?)

- İLK RANDEVUDAN MEMNUN KALMAZSAN NE YAPARSIN?

"Eve gidip ölü taklidi yaparım. Ertesi gün bütün
gazeteleri arayıp Ben
öldüm ismimi cenaze ilanlarınıza yazar mısınız derim"
Hüseyin, 9 yaşında.


- BİRİNİ ÖPMEK HANGİ ŞARTLARDA DOGRUDUR?

"Çok parası varsa." Petek, 7 yaşında (acaba bunun soyadı Di****
mü?) "Kanunlar en az 18 yaşında olmalısınız diyor ama kanunları boşver" Cüneyt, 7 yaşında (delikanli çocuk)
"Ben öpmem. Kadınlar öpünce hemen evlenip çocuk yapmak istiyorlar, Ben ugraşamam". Levent, 8 yaşında (daha delikanlı)


- EVLİLİK DİYE BİRŞEY OLMASAYDI NELER OLURDU?

"Hesabını vermemiz gereken bir sürü bebek olurdu". Murat,8 yaşında (çok
zekice)


- BIR EVLİLİĞİ, SONSUZA KADAR SÜRDÜRMEK İÇİN NE GEREKİR?

"Kadının poposu kamyon gibi olsa da, ona çok güzelsin demek
gerekir"
Hasan, 10 yaşında (herhalde en dogru yorum buydu!!)